İş Kazası ile İntihar İlişkisi Yargıtay Kararı

Bunu Paylaş:

İş kazası ile intihar arasındaki illiyet bağını konu alan bir Yargıtay kararı.




21. Hukuk Dairesi         2018/5709 E.  ,  2019/4231 K.

 

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi

Davacılar anne ve kardeşler dava dilekçesi ve ıslahla anne için 77.496,26 TL maddi, 20.000,00 TL manevi, kardeşler için 5.000,00’er TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B) Davalı Cevabı;
Davalı işveren cevap dilekçesinde özetle davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
C) İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davacı annenin maddi tazminat isteminin kabulüne, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Gerekçe;
“Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, gelen müzekkere cevapları, alınan taraf ve tanık beyanları, ATK raporu ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava 05.01.2005 tarihinde iş kazasına uğrayan murisin, daha sonraki intiharı olayının iş kazası neticesinde olduğunun tespiti ve hak sahiplerinin bu sebeple maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda davacılar murisi, davalı şirkette çalışırken, iş servisinin kazaya uğraması neticesinde ileri derecede işitme kaybına uğramış, %61,7 oranında özürlü olmuş ve 20/10/2006 tarihinde evinin banyosunda kendisini silahla vurarak intihar etmiştir.
Uyuşmazlık konusu, 05.01.2005 tarihinde iş kazası ile 20/10/2006 tarihindeki intihar eylemi arasında uygun illiyet bağı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, bu tür davalarda olumlu sonuca ulaşabilmek için, olayın iş kazası olması yanında işverenin; 4857 sayılı İş Yasasının 77. maddesinde gösterildiği biçimde sorumluluğunun saptanması gerekir. İşverenin sorumluluğu ise iş mevzuatının öngördüğü işçi sağlığı ve güvenliği yönünden işverence alınması gereken önlemlerin yerine getirilmemesi suretiyle belirlenir. Gerek mevzuatın öngördüğü gerekse öngörmediği yerine getirilmesi zorunlu ödevlerin işverence savsaklanması sonucu bir iş kazasının olması halinde işverenin sorumluluğundan söz edilebilir.
Yargılamaya konu dosyada aldırılan birden fazla kusur raporlarında; davalı şirketin, işçisi Bora Ülgü’ nün hızlı araç kullanması ve şerit tecavüzü nedeniyle %100 kusurundan, 05/01/2005 tarihli iş kazasından kaynaklı olarak müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu tespit edilmiştir.
Dava konusu zarar, her ne kadar muris işçinin eyleminden kaynaklanan intihar eylemi sonucu ortaya çıkmışsa da ve işverenin bu intihar eyleminin ortaya çıkmasına neden olacak aktif tutum ve davranışları, teşviği bulunmasa da;(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 21/05/2013 Tarih, 2013/4118 E. – 2013/10404 K. sayılı ilamı)
– ATK raporu ile iş kazası ile intihar eylemi arasında illiyet bağının olabileceğinin belirtilmesi,
– İş kazası neticesinde oluşan duyma kaybının insan psikolojisini üst düzeyde etkileyebilmesi,
– Murisin iş kazasından sonra ölüm olayından önce de intihara kalkışması,
– İş kazası neticesinde oluşan duyma kaybından sonra, dosya içeriği ve tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere murisin hal ve hareketlerinin çok değişmesi, eskisinden çok farklı bir psikolojiye ve sürekli hayatı sorgular bir hale bürünmesi,
– Yargılamaya konu dosya ve savcılık soruşturma dosyası içeriğinden mahkememizce anlaşıldığı üzere; duyma kaybının getirmiş olduğu ruhsal bunalım dışında, murisin intihar etmesine sebep olacak herhangi bir dış etkenin olmaması,
– 2709 sayılı 1982 Anayasasının 138/1. maddesi gereğince, mahkememizde oluşan Vicdani Kanaat,
sebepleri ile davalı şirketin, 20/10/2006 tarihindeki intihar eyleminden dolayı hukuki olarak maddi ve manevi tazminat sorumluluğu olduğuna kanaat getirilmiştir.
Hukuka uygun hesap bilirkişisi raporuna binaen, ıslah tarihi itibariyle de faiz talep edildiğinden aşağıdaki şekilde belirlenen maddi tazminata ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmüş ve hüküm kurulmuştur.
Hakimin manevi zarar adı ile iş kazasına uğrayana verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır.




Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda, tarafların sosyal ve ekonomik durumları olaydaki kusur durumu ve olayın oluş şekli, olay tarihi göz önüne alınmak sureti ile manevi zarar aşağıdaki şekilde belirlenmiş ve hüküm kurulmuştur.
Dava dilekçesinde faiz isteği bulunmadığından, her ne kadar saklı tutulan haklar kapsamında sonradan faiz istenmesi de mümkünse de; ıslah tarihine kadarki işlemiş faiz alacağının rakamsal olarak belirtilmesi ve bu bedel üzerinden dava harcının da yatırılması gerektiğinden, ıslah dilekçesi ile faize ilişkin talep belirlenmemiş ve harcı da yatırılmamış olması sebebiyle usulüne uygun bir dava ve talep bulunmadığından, dava tarihi ile ıslah tarihi arasındaki faiz talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan tüm sebepler dolayısıyla aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve hüküm kurulmuştur.”
D) Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi:
İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmasından sonra … Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin 26/04/2018 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Gerekçe,
“Davalı vekilince, Mahkemece verilen kararın tefhiminden sonra, 27/02/2017 tarihinde süre tutum dilekçesi verildiği, davalı vekiline gerekçeli kararın 06/04/2017 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, davalı tarafça, gerekçeli istinaf dilekçesinin 19/04/2017 tarihinde, 8 günlük süre geçirildikten sonra sunulduğu, bu nedenle istinaf kanun yoluna süresinde gerekçeli istinaf dilekçesi ile başvurulmadığından ve Mahkeme kararında HMK 355 maddesi gereğince kamu düzenine bir aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 352.maddesi gereğince reddedilmesi gerektiği tespit edilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
E) Temyiz Nedenleri;
İşçilik alacakları için açılmış davanın hangi aşamada iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasına dönüştüğünü anlamanın mümkün olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi’nin gerekçeli istinaf dilekçelerinin süresinde verilmediğinden bahisle gerekli incelemeyi yapmadığını, mahkemeden murisin bugüne kadar kullandığı ilaçların tespitini istediklerini ancak bu konuda gerekli ve yeterli inceleme yapılmadığını, yerel mahkemece aldırılan raporların hükme esas teşkil edecek kadar net olmadıkları gibi, bir çok hata ile dolu olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen bilirkişi raporunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde net ve açık olmadığını, Raporun oy birliği ile değil oy çokluğu ile verildiğini, aynı zamanda raporda; intiharın birçok sebebinin olabileceğine de vurgu yapıldığını, tüm bunların aslında intihar olayı ile trafik kazası arasında illiyet bağının kesildiğini gösterdiğini, Murisin duygusal nedenlerle de intihar etmiş olabileceğini belirttiklerini, kaldı ki; müteveffanın işten ayrıldıktan 70 gün sonra intihar ettiğini, daha önce dosyaya aldırılan raporlarda intihar ile kaza arasında illiyet bağı kurulamadığını, 10.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda, müteveffanın kaza öncesi ve sonrası kişilik değişimine uğradığı belirtilmiştir. Bu raporda sübjektif bir şekilde yoruma ve hislere dayalı olarak müteveffanın intihar etmesini ve hayatına son vermesini iş kazasına bağlamışlardır. Raporda müteveffanın daha önceden de kendisini öldürme girişiminde bulunduğu belirtilmiş ancak kendisini öldürme girişiminin kazadan önce veya sonra olduğuna dair herhangi bir bilgi verilmemiştir. Müteveffanın işitme ve konuşmasındaki kayıplarla ilgili olarak rapora “muhtemelen arızayı arttırıcı nedenler olarak rol almış gözükmektedir” demek suretiyle bilimsellikten uzak, yanlı bir şekilde değerlendirme yapılmıştır. Ölüm olayının kazadan 70 gün sonra meydana geldiğini, aradaki zaman farkı ve intihar edilen mekanın söz konusu intihar olayını iş kazası olmaktan çıkardığını, Müteveffanın hayatına son verdiği dönemdeki yaşı dikkate alındığında aslında bu tür vakaların asıl nedeninin duygusal bunalımlar olduğunun görüleceğini, ıslah dilekçesi ile faiz talebinde bulunulamayacağını, yerel mahkeme tazminat hukukunun temel ilkesi olan “nedensellik bağını” gözetmeksizin karar tesis ettiğini, istinaf kanun yoluna yapmış oldukları başvurunun yeterli şekilde incelenmediğini, istinaf mahkemesinin maddi tazminat yönünden temyiz yolu açık, manevi tazminat yönünden ise kesin olarak karar vermesine karşın hangi gerekçe ile kesin karar vermiş olduğunu açıklamamıştır. Söz konusu manevi tazminat miktarlarının kesinlik sınırının üstünde olduklarını ileri sürmüştür.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe;
Dava, sigortalının iş kazası sonucunda yaralanması nedeniyle oluşan psikolojik bozukluk nedeniyle intihar ederek vefat ettiği iddiasına dayanan hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından, davacılar murisi davalı işyerinde montaj elemanı olarak çalıştığı, 05/01/2005 tarihinde davalı şirkete ait olup da işverenin diğer bir işçisi dava dışı Bora tarafından kullanılan servis aracında yolcu olarak bulunduğu sırada hatalı sollama nedeniyle karşıdan gelen araçla kafa kafaya çarpışma şeklinde meydana gelen kazada yaralandığı, …Hastanesi’nin 26/05/2006 tarihli raporu ile %61,70 özür oranı belirlendiği, bir süre işyerinde çalışmaya devam ettikten sonra işten ayrıldığı, ayrıldıktan sonra bileklerini keserek 2 kez intihara teşebbüs ettiği, 19/10/2006 tarihindeki 3. ve son intiharında ise nerden temin ettiği tespit edilemeyen bir silahla kafasına ateş ettiği, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede bir gün sonra vefat ettiği, mahkemece intihar ile iş kazası arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı noktasında … Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nden rapor alındığı, 29/06/2015 tarihli bu raporda oy çokluğu ile “intiharın çok sayıda sebebi olmakla birlikte kayıtlı bilgilerde kişinin 05/01/2005 tarihinde maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanma sebebiyle kalıcı işitme kaybı oluştuğu, bu nedenle tedavilerinin devam ettiği, travma sonrası algı bozukluğu tanısı ile psikiyatri kliniğinde tedavi için yatış yapıldığı birlikte değerlendirildiğinde sorulduğu üzere kişinin intihar olayında maruz kaldığı trafik kazasında yaralanmanın etkisinin olabileceği oy çokluğuyla mütalaa olunur” şeklinde görüş bildirildiği, Adli Tıp Uzmanı Dr. …isimli doktorun muhalif kaldığı, muhalefet şerhinde “Kişinin 05.01.2005 tarihinde araç içi trafik kazası geçirdiği, sağ pariyetal kemikte kırık subdural ve epidural kanama nedeniyle ameliyat edildiği ve uygulanan tedaviler sonrasında %61.7 özür oranı ile yaşama katıldığı, benton görsel bellek testinde idrak, dikkat ve tespit hafızası fonksiyonları yüksek düzeyde bulunduğu, (Score 14/15) elde edilen scora göre kongnitif fonksiyonlarının normal sınırlar içerisinde olarak değerlendirildiği,(score 28/30)Alexander pratik zeka testi uygulanmasında elde edilen scora göre donuk normal zeka olarak değerlendirildiği (IQ 87) birlikte değerlendirildiğinde; Kişinin 20.10.2006 tarihinde ölümüne neden olan ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasının 05.01.2005 tarihinde maruz kaldığı araç içi trafik kazası nedeniyle oluşan yaralanmaya bağlı olarak meydana geldiğini gösterecek tıbbi delilleri bulunmadığı dolayısıyla kişinin ölümü ile 05.01.2005 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanma arasında illiyet bağı kurulamadığını bildirir muhalefet şerhimdir.” şeklinde görüş bildirildiği, 1. İhtisas dairesinin anılan raporunu düzenleyenler arasında psikiyatri uzmanının bulunmadığı, mahkemece alınan ve aralarında psikiyatri uzmanı bilirkişinin de bulunduğu heyetin düzenlediği bilirkişi raporunda kaza ile intihar arasında illiyet bağı bulunduğu yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Yargılamaya konu iş kazasının meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı yasanın 11. maddesinde göre iş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olay olarak tanımlanmıştır.
Olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı Kanun’un mülga 77. maddesi uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Anılan madde ile, işverenlere, işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramından kapsamlı olarak, her türlü önlemi almak yanında, bir anlamda objektif özen yükümlülüğü de öngörülmektedir. Bu itibarla işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan sarfınazar etmesi kabul edilemez.
Öte yandan, Dairemizin de benimsediği üzere, kural olarak, iş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında sorumluluk kusura dayanmaktadır. Çünkü İsviçre ve Türk hukuk sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Kusur sorumluluğunda sorumluların tazmin yükümlülüğü için illiyet (nedensellik) bağının gerçekleşmesi zorunludur. O halde illiyet bağının kesilmesi halinde zararı tazmin yükümlülüğünden söz edilemez.


Somut olayda, … Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin 29/06/2015 raporunda yer alan muhalefet şerhindeki tespitleri değerlendirecek bir rapor daha alarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, psikiyatri konusunda uzman doktorların katılımı da sağlanacak şekilde toplanacak Adli Tıp 3. Üst Kurulu’ndan, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin 29/06/2015 tarihli raporunda yaralan muhalefet şerhindeki tespitleri de değerlendirecek şekilde trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanma ile intihar olayı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını irdeleyen rapor alarak oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmalı ve ilk derece mahkemesi hükmü bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 12/06/2019 gününde oy çokluğu ile karar verildi.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir